Stres (Temmuz Ayı Dosyası)

Travma sonrası stres bozukluğu

Travma, insanın fiziksel ve ruhsal dünyasını sarsıcı düzeyde etkileyen her türlü olay için kullanılabilecek bir tanımdır. Günlük hayatta da çok sık kullanılmaya başlayan travma kelimesi zaman zaman sadece hissettiğimiz stres düzeyini arttıran olaylar için kullanılırken kimi zaman da ani olarak gerçekleşen ve korku, dehşet, panik, yada kaygıya yol açan, anlam vermekte yada alışmakta zorlandığımız durumlar için de kullanılmaktadır.
Doğal afetler, terör, savaş, kronik yada akut hastalıklar, ekonomik krizler gibi toplumsal travmaların yanı sıra, trafik kazası, tecavüz, taciz, istismar, ani hastalık yada sakatlıklar, işkence, ayrılık, ölüm, işsizlik gibi kişisel travmalar mevcuttur. Kişi için bir olayın travma özelliği kazanması için o olayı kendisinin yaşaması şart değildir. Kendisi yaşamasa bile kişinin tanık olduğu sarsıcı bir olay da o kişi için travmatik olabilir.
Stres ise kişinin kaygısal dengesini bozan her türlü olay yada durum olarak nitelendirilebilir ve herkeste travmanın etkisine yada kişinin özelliklerine göre farklılık gösterebilir. Bir kayıp ya da bir ayrılık kimisi için travmatik bir özellik taşırken başka bir kişi bu durumdan fazla etkilenmeyebilir.
Travma sonrası stres bozukluğu ise tecavüz, trafik kazası, ağır bir hastalık, yangın, savaş gibi herkes için korkutucu olan ve kişinin fiziksel bütünlüğünü tehdit eden yada ölüm tehlikesine sebep olan bir olaydan sonra gelişen bir takım belirtiler olarak tanımlanabilir. Bunun gibi olayları yaşayan yada bu olaylara tanıklık eden kişiler aşırı derecede korktuklarını yada çaresizlik ve dehşet duygularını hissettiklerini belirtirler.
Travma sonrası stres bozukluğunun görülme sıklığı toplumda topluma, bölgeden bölgeye hatta mevsimden mevsime bile farklılık gösterebilir. Bu değişikliklerden dolayı sıklık ve yaygınlık konusunda sağlıklı bir bilgi vermek olanaklı değildir.
Travma sonrası stres bozukluğunda travmatik olayların ortak özellikleri şunlardır;
1.      acı veren olayın çok ağır oluşu
2.      stresin, daha önceden kestirilemeyen, beklenmedik nitelikte oluşu
3.      bireyin, olay karşısında denetim gücünün olmayışı yada çaresizlik durumu
4.      çevre desteklerinin yetersizliği
Travma durumlarında verilen normal tepkiler beş aşamada inlenebilir.
  1. Korkular ve kaygıların belirgin olduğu aşama
  2. Karşılaşılan durumun korkutucu sonuçları ve kayıplarıyla başa çıkabilmek için zihinsel ve duygusal olarak üstün bir çaba gösterdiği aşama
  3. Hayatta kaldığından dolayı minnettarlık ve mutluluk hissedilen aşama
  4. Travmatik durumun gerçekleşmesine zemin hazırlayan ya da sebebiyet veren kişi kurum ve durumlara karşı hissedilen öfke ve engellenmişlik aşaması
  5. Duygusal ve zihinsel açıdan yaşanılan yapılanma sonucunda algıların daha gerçekçi bir hal aldığı aşama
Travma sonrasındaki stres tepkileri
Yaşanan olağanüstü bir olayın ardından gösterilen tepkilerin hemen “anormal” olarak adlandırılması yada ciddi bir psikolojik problemin varolduğu düşüncesinin yayılması doğru değildir. Yaşanan olağanüstü durumla ilgili olarak kişinin verdiği stres tepkileri belirli bir süre için son derece normal olarak karşılanmalıdır. Öncelikli olarak kişinin yaşadığı bu durumun gerçekliğine ve kendisine yaşattığı acı, üzüntü yada kayba alışması gerekmektedir ki bu alışma süreci kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Hiçbir müdahale olmadan bu sürecin 6 ila 16 ay arasında tamamen kaybolduğu bir çok araştırmada gözlenmiştir. Ancak gerek bu süreyi aşan durumlarda gerekse bu sürenin aşılmasına gerek kalmadan, ağır bir travmatik olayı izleyen 3-4 haftalık sürecin ardından, kişinin günlük hayatını son derece olumsuz yönde etkileyen bir takım şikayetlerin dozajının artması ile travma sonrası stres bozukluğunun oluştuğu şüphesine düşülebilir.
Travma sonrası stres bozukluğuna ait DSM IV tanı kriterleri şunlardır;
  1. Kişi, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma ya da kendisinin ya da başkalarının fizik bütünlülüğüne bir tehdit olayını yaşamış, böyle bir olaya tanık olmuş yada böyle bir olayla karşı karşıya gelmiştir.
  2. Kişinin tepkileri arasında aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme vardır.
Not: çocuklar bunların yerine dezorganize yada ajite davranışla tepkilerini dışa vurabilirler.
Travma sonrası stres bozukluğunda çok sık olarak yaşanan bir durum, olayın ya da sıkıntı veren durumun kişinin elinde olmadan tekrar tekrar hatırlanması, bununla ilgili düşüncelerin ve algıların varolmasıdır.
Ayrıca yaşanan travmatik deneyimin sık sık, sıkıntı vererek bir şekilde rüyada görülmesi de rastlanan bir durumdur. Travmatik olayı adeta yeniden oluyormuş gibi hissetmek yada davranmak, özellikle o ana flashbackler yoluyla geri dönmek tekrar tekrar yeniden yaşama durumu hastalar tarafından sıklıkla bildirilen belirtiler içinde yer almaktadır.
Bunlara yanı sıra yada bunlara ek olarak, yaşanmış travmaya eşlik etmiş olan düşünceler duygular yada konuşmalardan kaçınma eğilimi, travmayla ilgili hatıraları canlandıran etkinlikler, mekanlar yada insanlardan kaçınma ve uzak durma çabaları, travmanın önemli bir bölümünü hatırlayamama, insanlardan uzaklaşma ya da insanlara yabancılaşma hissi ve bir geleceği kalmadığı düşüncesini taşıma travma sonrası stres bozukluğu olan kişilerde sıklıkla gözlemlenen şikayetlerdir.
Tedavi 
Travma yaşayan bir kişiye yönelik en doğru yaklaşım, destekleyici, olayı tartışmayı teşvik edici ve sıkıntı ile başa çıkma konusunda uzmanlarca yapılacak eğitici girişimlerdir
Her şeyden önce hastanın güven duymasını sağlayan iyi bir ilişki kurulur ve hastanın duygu ve düşünceleri sabırla dinlenir. Hastanın ağır bunaltısı yatıştırılır, uyku düzeni sağlanır.
Hastada organik bir sorun yoksa en kısa sürede işine yada görevine dönmesi için gerekli destekleyici bir tutum sergilenir. Her zaman için hastaları rahatlatacak ve gevşetecek, korku ve endişelerini azaltacak psikoterapötik bir yaklaşım kullanılır. Üstüne giderek alıştırma yöntemi olarak açılanabilecek “exposure” ve duyarsızlaştırma, kullanılabilecek tekniklerdir.   Bunlara ek olarak bilişsel davranışçı yaklaşımın travma sonrası stres bozukluğunda kullanılabilecek farklı teknikleri de mevcuttur.
Ayrıca, özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan EMDR (göz hareketleri duyarsızlaştırma metodu) da travma sonrası stres bozukluğunun tedavisinde sıklıkla kullanılmakta ve son derece başarılı sonuçlar elde edilmektedir.
Travma sonrası stres bozukluğu belirtileri yaşan kişilerin mümkün olduğunca çabuk bir şeklide bir psikoloğa başvurmaları, yaşadıkları durumla ilgili sağlıklı bilgi almaları ve psikoterapi almaları gerekmektedir.


Travma Psikiyatrisi:Akut Stres Bozukluğu ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Ruhsal travma, birey için beklenmedik nitelikte, kişinin varlığını, bedensel, ruhsal ve sosyal bütünlüğünü tehlikeye sokacak şiddette stres verici yaşam olaylarının yarattığı etki ve tepkiler bütünlüğü olarak tanımlanabilir. Genel olarak tacizler, istismarlar, şiddet olayları, afetler, savaş, esaret vb. durumlar, ağır kazalar ve kayıplar ruhsal travmanın etkenleri arasında en sık tanımlananlardır.

Ruhsal travma tanımında önceleri, travmatik olarak nitelendirilebilecek olayların hemen herkes tarafından yaşanmayacak nitelikte ve şiddette olması, sıra dışı bir durum olması gerektiği ileri sürülmekteydi. Tecrübeler, bir yaşam olayının ruhsal travma yaratmasında bireysel özelliklerin de önem taşıdığını gösterdi. Örneğin: Aynı deprem felaketini yaşayan hemen herkeste deprem sonrası bir takım tepkiler benzer tarzda ortaya çıkmakla birlikte, ancak bazı kişilerde bu tepkilerin bir hastalık tablosu halinde daha uzun süreli devam ettiği görülmektedir. Bunun yanı sıra hastalık süreci halinde devam eden ruhsal tepkilerin, travmatik olayda yaşananların ve kayıpların şiddeti ile her zaman doğru orantılı olmadığı da bilinmektedir.

Zorlu koşullar,  travmatik olarak nitelendirilebilecek olaylar bireylerde tehdit algısına neden olur. Bu tehdit algısı da korku, kaygı gibi sıfatlarla adlandırılan bazı belirtiler ortaya çıkarabilir. Bunlar tehlike karşısında savaşmaya ya da kaçmaya hazırlanan canlıların gösterdiği tepkilerdir. Bu tepkilere, tedirginlik, gerginlik, kötü bir şey olacak hissi, artmış uyanıklılık hali, hızlı reaksiyon gösterme, en ufak belirtiyi bile kötüye yorma örnek gösterilebilir. Bu gibi tepkiler, olay yeni ve tazeyken, olayın tekrarlama riski gerçekten varsa, olayın tehlikesi ile doğru orantılı ise bir dereceye kadar normal kabul edilmektedir. Hatta tehlikenin henüz geçmediği durumlarda koruyucu da olabilirler. Deprem sonrası yıkıntılara girerken tedirgin ve dikkatli olmak, artçı sarsıntılar devam ediyorsa kişinin hayatını koruması için yardımcıdır. Savaş alanında korku askerin kendisini emniyete alması için önemli bir duygusal uyarıdır.

Tehlike karşısında ortaya çıkan ruhsal tepkiler, tehlikenin geçmesine rağmen bazı kişilerde daha kalıcı seyredebilir. Başka sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir ve bireyin yaşam kalitesini bozabilir. Bu gibi durumlarda tıbbi yardım almamak, sorunları yok saymak giderek tepkilerin pekişmesine, kalıcı bir hâl almasına neden olabilir. Başta aile olmak üzere sosyal ilişkilerini bozar, iş verimini azaltır, yaşamı çekilmez hâle getirebilir.

“İnsan”ın zorlu koşullardan, travmatik yaşantılardan, üzücü durumlardan etkilenmesi, yıpranması doğaldır. Bazı kişilerde bu etkilenmenin diğerlerine göre biraz daha fazla olması da doğaldır. Bu bir zayıflık işareti değildir. Ağırlık kaldırma kapasiteniz kas gücünüzle ilişkili olabilir ancak herhangi bir durum karşısında gösterdiğiniz ruhsal tepkiler “güçlülük veya zayıflıkla” ilişkilendirilmemelidir. Bu konuda yanlış tanımlamalar ihtiyacı olan bireylerin doğru zamanda yardım arayışını ketlemekten başka hiç bir işe yaramamaktadır.

Travma psikiyatrisi, özellikle son 50 yıl içerisinde savaşlar ve doğal afetlerle çerçevesi daha iyi çizilen bir takım ruhsal sorunlarla ilgilenen bir klinik psikiyatri alanıdır. Travmatik yaşantılar ve bunlara bağlı ruhsal sorunlar günümüzde başarıyla tedavi edilebilen rahatsızlıklardır.

Zorlayıcı bir yaşam deneyimi ardından, durum yatışsa, tehlike geçse bile,
İstemeden tekrar tekrar olayı hatırlamak, gece rüyalarında görmek,
Artmış tedirginlik, gerginlik hali,
Olaya benzer ses ve görüntülerle karşılaşınca, sanki tekrar yaşıyormuşçasına tepkiler göstermek,
Sinirlilik, çabuk öfkelenmek,
Olayı anımsatan yer ve şartlardan kaçınmaya, uzak durmaya çabalamak,
Zorlu yaşam deneyimlerinden sonra bireyin huy ve karakterinde süreklilik gösteren değişiklikler olduğunun fark edilmesi,
Bütün bunlar veya birkaçı sizin, arkadaşınızın veya yakınınızın zorlu koşullar karşısında ruhsal olarak baş etmede zorlandığını düşündürebilecek belirtilerdir.

ÇOCUKLARDA SİNİR STRES HALLERİ
Çocuğunuz bir yaşını geçtikçe daha çok hareketlenmeye, evde ne var yok keşfetmeye başlar. Hiçbir yaptırımdan anlamaz. Ne kadar “dur, yapma, hayır” deseniz de gözünüzün içine baka baka bildiğini okur. Çekmeceleri boşaltırken siz yanına yaklaştıkça daha hızlı boşaltmaya başlar. Bunların yanlış olduğunu ona anlatmak çok zordur. Bu dönemde çocuklar “hayır”ın en azından hoşlanılmayan bir şeyi ifade ettiğini fark ederler, fakat buna uyma davranışı geliştiremezler. Çocuğa sürekli müdahalede bulunulduğunda o da benliğini daha çok ortaya koyma yarışına girerek yaramazlıklarında ısrar edecektir. Bu yaştaki çocuklar hayli meraklıdırlar ve daima istediklerini yaptırmak isterler. Güvenliğini sağladıktan sonra, araştırıp keşfetmesine, merakını gidermesine izin vermek gerekir.

Çocuğun güvenliği için ulaşabileceği yerlerdeki temizlik maddelerini, tehlikeli eşyaları ve boğazına kaçacak türdeki her şeyi ortadan kaldırdıktan sonra çekmecelerin birine eline almasında bir mahsur olmayan küçük kaplardan koyarak merakını gidermesine yardımcı olabilirsiniz. Diğer dolapların kapaklarını açamayacağı şekilde lastiklerle bağlamak, vitrin kapaklarını bantlamak gerekebilir. Bunları yaptıktan sonra asıl mesele çocuğun ilgisini nelere yöneltmesi gerektiğini bulmaktır. Aksi halde isteklerine sürekli ambargo konması onu bu yasaklara itiraz eden, hatta sinirlenerek bağıran, vuran, işi daha da ileriye götürüp sinir nöbetleri geçiren, tıkanıncaya kadar ağlayan öfkeli bir hale dönüştürebilir. Olayları bu boyutlara taşımadan, “hayır”ı  bu dönemde öğretmekte ısrarcı olmayıp, bulunduğu dönemin özelliklerini iyi takip etmek ve o doğrultuda alternatifler geliştirmek en doğru yaklaşımdır.

BİR YAŞTAN İTİBAREN DOKUNARAK ÖĞRENME HIZI ARTAR

Birinci yaşına giren çocuk genelde bu aylarda yürümeye başlar. Yürümek eşyalara daha fazla ulaşma ve hakim olma isteğine yardımcı olur. Dokunarak eşyayı öğrenmesi hızla ilerler. Bu döneme kadar yetişkinlere bağımlı olan bebek bağımsız olarak hareket gücünün arttığını fark eder. Eline aldığı, ağzına götürerek keşfetmeye çalıştığı her şeyden bir şeyler öğrenirken bu gibi birçok öğrenme deneyimi çeşitli riskler barındırır. Ebeveynlerin aşırı kaygılı yapıda olması, çocuğun eline almak istediği her nesneye karşı hemen itiraz etmesi çocuğun kafasını karıştırdığı gibi, o nesnelere karşı merakını daha da artırır.

Çocuk kırılacak bir eşyayı, diyelim en sevdiğiniz bir vazoyu almak istediğinde vazoyu elinize alıp onun dokunmasına, üzerindeki desenleri incelemesine, istiyorsa ağzıyla keşfetmesine imkan tanımanız onun merakını giderebilir. Aynı eşyayı yeniden isterse yine sizin kontrolünüzde ona dokunmasına izin verdiğinizde o hareketi oyun sanarak hep tekrarlamak da isteyebilir. İtiraz edip onunla inatlaşmak ve otoritenizi hissettirme refleksine girmek yerine, ilgisini sevdiği bir oyuncağa ya da bir oyuna çekerek o eşyayı alma isteğini unutturabilirsiniz. Çocukla inatlaşmak, çocuğun inatçı ve sinirli olmasına yol açabileceği gibi, o davranışa ebeveyn izin verdiğinde bu kez çocuk üzerindeki otoritesinde sorun yaşamasına sebep olur. Ebeveyn bir kez “hayır” dediğinde o şeyin hep hayır olacağını çocuk bilmelidir. Eğer bunu başaramayacaksa yasak koymadan önce farklı yöntemleri denemesi daha uygun olur.

UYKU SAATLERİ VE BESLENME DÜZENİ DEĞİŞEBİLİR

Bir yaş sonrasında çocuğun önceki dönemine oranla uyku saatlerinde de değişimler yaşanabilir. Önceden ayağınızda salladığınızda kolayca uyurken bu kez uyumaya direnerek kalkıp odanın içinde koşmaya, uykudan kaçmaya başlar. Uykusu gelmiş olsa da uyku anını kendisi belirlemek ister. İlla onu uyutmaya çalışmaktansa o an dikkatini biraz dağıtmasına izin vermek, yorulduğunda tekrar uyutmaya çalışmak daha doğru olur. Eğer uyumak istemiyorsa aç yahut susuz olup olmadığına bakmak işe yarayabilir. Hiç biri fayda etmiyorsa uyuması için ısrarcı olmak doğru değildir.

Çocuğun yeme alışkanlıklarında da değişiklikler yaşanabilir. Yemek yedirmekte ısrarlı davranmak çocuğu yemekten uzaklaştırabilir. Dikkatini farklı bir şeye çektiğinizde o şeyi keşfetmeye çalışırken, kolaylıkla ağzını açarak yemek yemeğe itiraz etmeyebilir. Bu dönemde çocukların istek ve merakında da kararsızlıklar görülebilir. İstediği bir oyuncak için ağlarken, oyuncağa kavuştuğunda bu kez onun yanında duran başka bir şeyi isteyebilir. Onun isteğini yapmadan yahut ona itiraz etmeden önceden duygusunu anlamaya çalışın. Eğer ısrarla bir şeyi istiyorsa onu çok merak ediyor demektir. Merakını gidermeye çalışın. Eğer o nesneyi almak istemekte çok dirençli değilse, “Hayır, o senin oyuncağın değil, bak bunlar senin oyuncakların” şeklinde yaklaşımlar göstererek ilgisini farklı yöne çekerken “hayır” kelimesini de kullanabilirsiniz. Çocukla konuşurken kısa ve açık cümleler kurun. Karmaşık cümlelerinizi anlamakta zorlanabilir.

KENDİSİ YEMEK İSTEDİĞİNDE ETRAF KİRLENİR DİYE İTİRAZ ETMEYİN

Çocuklar bardakla su içen birilerini gördüklerinde kendileri de bardaktan içmek isterler. Su içmekten çok suyla oynamak ilgilerini çeker. Aynı şekilde yemek yerken kaşığı kendileri tutmak, bu arada yemekle de oynamak isterler. Kaşığı ağızlarına düzgün olarak götürmeleri pek mümkün değildir. İşi oyuna dönüştürüp yemekleri üstlerine ve etrafa yaymaya bayılırlar. Bu sebeple anneler çocuklarının yemek yeme girişimlerine pek müsaade etmeye yanaşmazlar. Kimi uzmanlar çocuğun kendi kendine yediği yemeğin onun için daha yararlı olacağına inanır. Çünkü burada zorlama yoktur, aksine çocuk yemek için isteklidir.

Etrafa yemek döktüğü ve yeterince beslenemediği için yemeğini kendisinin yemesine karşı çıkmak yerine önüne küçük bir tabak ve çay kaşığı koyarak buradan kendisinin yemesine müsaade etmek, o kaşıkla ağzına yemek götürmeyi öğrenirken diğer yandan annenin ona yemeğini yedirmesi daha kolay olabilir. Çocuk hem kendisi yemek yemenin tadına varmış, hem kaşık tutmayı öğrenmeye başlamış hem de o arada oyalanırken anne ona hızlıca yemeğini yedirmiş olur. Yemek yerken ellerine ve yüzüne bulaştıracak olsa da eliyle yeme isteğine müsaade edilmelidir. Bir yaş çocukları isteklerinin anlaşılmadığı ve meraklarının giderilmediği durumlarda sinirlenirler. Bu durum çocuğun genel karakteristik yapısı olarak algılanmamalı, çocuğun ne istediğine odaklanmalıdır. Çocuklar “hayır”ın istenmeyen bir şey olduğunu fark edebilmekle beraber bu komuta uyma davranışı gösteremezler. Bu sebeple onlarla inatlaşmak yerine ilgilerini farklı yerlere çekmek daha doğru bir eğitim yaklaşımıdır.

BİR YAŞ ÇOCUKLARI NELER YAPABİLİR?

• Bir yaşındaki çocuklar tepkilerini sinirlenerek gösterirler. Anlaşılamadıklarında çığlık atar, bağırır, eşyalara zarar verir, kendini yere atarlar. Bunu önlemek için çocuğun ilgisi başka yöne çekilmeli.
• Bazı davranışlarını sinirlilik olarak algılamayın. Eşyaları, oyuncakları vb. şeyleri itmek, kırmak ve fırlatmak hoşlarına gider. Bu olayı bir oyun gibi algılar ve eğlenceli olduğunu sanırlar.
• Neden-sonuç ilişkisini anlamaya başlarlar. Çocukla kısa ve anlaşılır cümlelerle konuşmayı, olayları açıklamayı ihmal etmeyin.
• Duygularını tanımasına yardımcı olun. Örneğin bir kutuyu açamadığında ya da topu istediği yere yuvarlayamadığında kızıyorsa hemen “Bu seni kızdırıyor” diyerek o an içinde bulunduğu duygusal durumu isimlendirin.
• Topla oynayabilirler. Topu eliyle atar, ayağıyla tekmeleyebilir. Hareket halindeki topu tutabilir ve ayakuçları üzerinde durabilir.
• Kitaptaki resimleri inceler, sayfaları çevirebilir. Kalem tutar ve karalama resimler yapar.
• Oyuncakları ile kule yapar, küçük oyuncakları büyük oyuncakların içine koyabilir.
• Çocuğun ısrarla istediği bir şey için itiraz edip inatlaşmaktansa çocuğun bu tür becerileri doğrultusunda ilgisi kolayca bu yöne çekilebilir.
Hanzade YÜCEL • 57. Sayı / ANNE BABA TUTUMLARI 


Depresyon ve stres üreme gücünü etkiliyor
Depresyon, kaygı, stres sorunu yaşayan kadınların iki kat daha fazla hamile kalma güçlüğü içinde olduğu gösterilmiştir. Depresyon tedavisi gören kadınlar, görmeyenlere göre 6 ay içinde 3 kat daha fazla hamile kalmışlardır.

KAYNAK 
Nicholas, M ‘3 Steps to Fertility’  Sayfa; 49

Stresi yiyeceklerle yenmenin yolu
Reader's Digest dergisinde yer alan habere göre, işte stresinizi yenmeye yardımcı 11 yiyecek ve içecek:

1. Bir avuç dolusu fındık atıştırın. Magnezyum dolu olan fındık kortizol seviyesini düşük tutmaya yardım eder. Kalorisi yüksek olduğu için günde bir düzineden fazla yemeyin.

2. Brokoli ve az yağlı ranch sosu deneyin. Brokolide bulunan folik asit stresi azaltmaya yardım eder.

3. Şerbetli tatlı yiyin. Şekerli yiyecekler endişe üreten hormon seviyesini azaltır. Dilinizin üzerine koyacağınız bir miktar şeker kendinizi iyi hissetmeniz için yeterlidir, aşırıya kaçmayın.

4. Tam tahıllı, reçelli ya da ballı kek yiyin. Karmaşık karbonhidrat bakımından zengin yiyecekler serotonin seviyesini yükseltir, ruhsal durumunuzu iyileştirir ve gevşemenize yardım eder.

5. Biraz somon balığı yiyin. Omega-3 yağ asitleri beyin hücrelerinin daha iyi işlemesine yardım eder ve stresle daha etkili baş etmenizi sağlar.

6. Biraz bitter çikolata atıştırın. Endorfin üreten çikolatada 300'den fazla farklı bileşen bulunuyor. Yüzde 70 ve fazla kakao bulunan bitter çikolata bulmaya çalışın.

7. Bir bardak süt için. Triptofan içeren süt ruh durumunuzu iyileştiren serotonine dönüşüyor. Ayrıca kalsiyum, magnezyum ve potasyom içerikleri de kan basıncınızın düşük kalmasına yardım ediyor.

8. Sıcak kakao için.
 Sıcak içecekler vücut sıcaklığınızı artırıyor. Bu da beyninizde rahatlama duygusuna yol açıyor.

9. Kahve yerine siyah çay için. College London Üniversitesi'nde gerçekleştirilen araştırma, 6 hafta boyunca günde 4 kez siyah çay içmenin stresli bir işten sonra stres hormonu olan kortizolu düşürdüğünü gösteriyor.

10. Yeşil çay için. Yeşil çayda bulunan thanine isimli aminoasit, alfa beyin dalgalarının üretimini uyarıyor, derin bir rahatlama durumu oluşturuyor.

11. Bir bardak soğuk
 su için ve yürüyüşe çıkın. Su kanın hareket etmesini sağlar ve temiz hava da stresi yenen endorfin hormonunun harekete geçirerek zindelik verir.


Stresin vücudumuza yaptıkları

Stres uyku kalitemizden bağışıklık sistemimize, ruh sağlığımızdan sindirim sistemimize kadar herşeyi olumsuz etkiler.
Stres sadece zihin sağlığımızı olumsuz etkilemekle kalmıyor, vücudumuza da birçok zarar veriyor. Uyku düzenimizin, bağışıklık ve sindirim sistemimizin stresten fazlasıyla zarar gördüğünü biliyor muydunuz?

Küçük çapta yaşanan günlük stresler insanı karamsarlığa, sinirliliğe ve yorgunluğa iter. Stresin çapı genişledikçe, ruh sağlığımıza olumsuz etkileri de aynı şekilde genişlemeye başlar. Pudra´nın haberine göre, stres kronikleşmeye başladığında, stres hormonları depresyon, panik atak gibi birçok davranış bozukluğuna, hatta hafıza kayıplarına bile neden olur. Bu nedenle yapmamız gereken şey stresimizi, sinirimizi kontrol altında tutmaya çalışmamızdır. Kendimizi kötü hissettiğimizi anladığımız anda açık havada yapacağımız bir yürüyüş veya bizi sinirlendiren düşünceleri büyütmek yerine çözüm bulup kafamızdan atmamız kronikleşmeyi önleyecektir.

Vücudumuzun düzenini sağlayan ve her zaman dengede olması gereken iki hormon vardır; seratonin ve melatonin. Bu iki hormonda yaşanan dengesizlikler uyku düzenimizi olumsuz yönde etkiler. Uykuya geçişte güçlük çekilir, uyku esnasında bölünmeler yaşanır ve rahatsız bir uyku uyumamıza neden olur. Stres de bu uykuyla yakından alakalıdır. Can sıkıcı bir gün geçirdiysek sağlıklı bir uyku uyumamız da olanaksız hale gelir. Dolayısıyla stresi eve taşımamak, mutlaka spor yaparak enerjiyi dengelemek ve sadece ´keyifli´ bir uyku anlamına gelen bir yatak odası oluşturmak düzenli bir uykuyu, dolayısıyla enerjik bir ertesi günü getirecektir.

Vücudumuz tehdit edici bir durumla karşı karşıyaysa devreye savunma mekanizması girer. Stres esnasında vücudumuzun adrenalinle dolar ve vücut dayanıklılığını artıran birçok stres hormonu salgılanır. Bu hormonlar o an için önemli olmayan vücut fonksiyonlarımızı minimuma indirir. İlk olarak ikinci plana düşürülenler ise bağışıklık ve sindirim sistemlerimizdir. Dolayısıyla stres kronik bir haldeyse bağışıklık sistemimiz düşer, bu da bizi her türlü bakteriye ve virüse karşı zayıf hale getirir. Bu durum kalp rahatsızlıklarından diyabete, hatta kısırlığa kadar birçok hastalığa yol açabilir. Bizim yapmamız gerekenler ise multivitamin desteği almak veya vücudumuzun stres sinyallerini tanıyıp önlem almaya çalışmaktır.

Mide ağrıları ve yanmalarının altında sadece yediklerinizin veya üşütmenizin yatmadığını biliyor muydunuz? Az önce söz ettiğimiz gibi stres anında ikinci plana atılan sindirim sistemimiz de durumdan oldukça etkileniyor. Stres hormonlarının salgılanmasından dolayı yavaşlayan sindirim, uzun vadede ishale veya kronik hastalıklara neden olabiliyor. Ayrıca stres, besinlerin sindirilmesine yardımcı olan mikroorganizmalara zarar vererek, midenin dengesini alt üst ediyor. Stresimizi kontrol altında tutmanın yanı sıra bol bol su tüketmek, meyve ve sebze tüketimini artırmak ve fazla antibiyotik kullanmaktan kaçınmak sindirim sistemimiz için yapacağımız iyilikler arasındadır.


İşletmelerde Stres ve Stres Yönetimi

Stres bireyin içinde bulunduğu çevre ve iş koşullarının onu etkilemesi sonucunda vücudunda özel biyo-kimyasal salgıların oluşarak mevcut koşullara uyum için zihinsel ve bedensel olarak harekete geçmesi durumuna verilen addır” (Eren: 2000a). En geniş anlamıyla ise stres, “bireyler üzerinde etki yapan ve onların davranışlarını, iş verimini, başka insanlarla ilişkilerini etkileyen bir kavramdır” (Eren:2000b). Strese neden olan birtakım olayların olduğu gibi, stresin insanlar üzerinde yol açtığı bir takım etkilerde bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi iş yaşamı üzerindeki etkidir. Bu etki sonucunda çalışanın kuruma yabancılaşması, ürün ve/veya hizmet yoğunluğunun azalması ve kalitesinin düşmesi söz konusudur. Bireyin iş çevresi ile ilgili stres kaynakları arasında, kişiye taşıyabileceğinden daha fazla işin yüklenmesi, sürekli aynı işte çalışma, teknolojik gelişmelere ayak uydurmaya çalışmak, yetkisinden daha fazla sorumluluk yüklenmesi, beklediği kariyer hedefine ulaşamaması yer almaktadır. Ayrıca bir diğer önemli stres kaynağı ekonomik faktörlerdir.
Nitekim klasik yönetim teorisini oluşturan düşüncelerde çalışanın ekonomik rasyonelliğine dikkat çekilmektedir (Middlemist:2007). Klasik yönetim teorisine göre insanlar ekonomik edinimler doğrultusunda motive olurlar. Bu görüş ekseninde motive olmuş bireyin stres yaşama olasılığı ise oldukça düşüktür. Ayrıca ekonomik edinimler çerçevesinde motive olmuş bireyin işini ve çalıştığı işletmeyi benimsemesi kaçınılmazdır. İş çevresi ile ilgili stres kaynaklarından belki de en önemlisi işini kaybetme korkusudur. Yarın ne olacağını kestiremeyen, her an işten çıkarılma korkusu yaşayan bireyin, stres yaşamamasının ve verimli olabilmesinin mümkün olmadığını bilimsel araştırmalar ortaya koyuyor. Bu bilimsel araştırmalar anksiyeteye neden olan etkenlerin başında gelecek ile ilgili endişelerin yer aldığında birleşmekte.
Kriz ve stres ilişkisi
Küresel bir krizin yaşandığı günümüzde gelecek ile ilgili kaygılar hat safhada seyretmekte. Her gün yeni işten çıkarımların, ücretsiz ve süresiz izinlerin yaşandığı böyle bir dönemde, stres yönetiminin önemi daha da artmaktadır. Eğer anksiyete’yi ortaya çıkaran çeşitli etkenlerin başında iş çevresinin yarattığı stres geliyorsa ve bu türden bir stres işletmenin bütününde hâkim ise olası bir kriz kaçınılmazdır. Çünkü sağlıksız ve başarısız bir stres yönetiminin malum sonucu krizdir ya da aniden gelişen bir krizin başarısız yönetimi stresi beraberinde getirecektir. Kriz dönemindeki başarısız yönetim stres döneminde de devam ederse entropi kaçınılmazdır. Örgütsel anlamda krizin kısa bir tanımını yapmak gerekirse, “örgütün amaçlarını ve varlığını tehdit eden, risk önleyici önlemlerini yetersiz kılabilecek nitelikte ani tepkisini gerektiren, beklenmedik ve hızlı değişikliklerin hâkim olduğu planlama, karar mekanizmalarını olumsuz bir biçimde sekteye uğratan gerilimli durum olarak değerlendirilebilir” (Baydaş ve diğerleri:2004).
İşletmeleri kriz aşamasında etkileyen iç ve dış faktörler vardır. İç faktörler yöneticiler, çalışanlar ve organizasyon yapısı ile ilgilidir. Başarılı veya başarısız stres yönetimleri de bu iç faktörler arasında önemli bir yer tutmaktadır. Stres dönemlerini en az zarar ile atlatmanın tek yolu başarılı bir stres yönetimidir. Bu safhada ise profesyonel ve günümüz yöneticisinde olması gereken özellikleri taşıyan yöneticilerin etkisi oldukça artmakta. Bu yöneticiler “bilgili, etkin iletişim yeteneğine sahip, duygusal olgunluğa erişmiş, objektif, kararlarında ve ilişkilerinde açık, sezgileri güçlü, işletmeye bağlı bireyler olmalıdır” (Eren: 1993).
İşletmelerde stresi ortadan kaldırmak adına neler yapılabilir?
Stresi ortadan kaldırmak adına fiziksel koşulların iyileştirilmesi, kariyer planlamasının ve yönetiminin yapılması, işbirliğine dayalı destekçi bir ortamın oluşturulması, iş zenginleştirme, rol analizinin yapılması ve örgütsel ilişkilerin belirginleştirilmesi, eğitim ve iyileştirme programlarının uygulanması gerekmektedir. Ayrıca kişiler arası ilişkileri geliştirme, stresi ortadan kaldırmak adına önemli bir adımdır. Stresli durumlar beşeri ilişkilerden kaynaklanıyor olsa da, bu kişilerle tartışabilmek, çözüm için bir anahtar olabilir. Tartışmalar sırasında “sen” dilini kullanmadan “ben”li cümlelerle sorumluluğu üzerine almak iletişimi ve ilişkiyi güçlendirebilir. “Sen beni anlamak istemiyorsun” yerine “kendimi yeterince anlatamadığımı düşünüyorum” daha yapıcı bir tutum olacaktır.
Ayrıca iş yerinde stresi azaltmak için çalışanlarında uygulaması gereken bir dizi yöntem vardır. Bunlar; yaşamın bütününde stres nedenlerini yok etmek, yaşanan stresin seviyesini azaltmak, altından kalkılamayacak işi üstlenmemek, hedefler belirlemek ve belirlenen hedeflere ulaşabilmek adına planlar yapmak, süreleri kısaltılmış sık dinlenme molaları vermek, problemlerden kaçmayarak, üzerine gitmek, eksikliklere odaklanıp vakit kaybetmek yerine, sahip olunanlara odaklanmak, iş ve ev dengesi sağlayarak rol çatışmalarına fırsat vermemek, önce kendisine daha sonra ise iş arkadaşlarına güvenmek ve sorumluluk paylaşımı yapmak, İlişki sorunlarını iletişimi artırma yoluyla aşmak, toplantılarda harcanan zamanı azaltarak iş dışı desteklerden yararlanmak (Progresif Muskuler Relaksasyon, nefes egzersizleri), kişisel ve sosyal yaşama nitelik kazandırmak adına imajinasyon teknikleri (gevşeme, doğru nefes alıp verme, pozitif düşünce gücü ve olumsuz düşünceyi yakalama, NLP, sportif faaliyetler ve psikolojik tedaviler) geliştirmek olarak sıralanabilir.
Stresle başa çıkmanın kısa, orta ve uzun vadeli amaçları şunlardır; (Güney:2001)
Kısa vadeli amaçlar
Stresin yapısını, nedenlerini ve neden olduğu etkilerini öğrenmek,
Stresle daha etkili olarak başa çıkabilmek adına gerekli kural ve yöntemleri öğrenmek.
Orta vadeli amaçlar
Çalışana ve organizasyona zarar verici stres nedenlerini öğrenmek,
Stresin uyarıcı belirtilerini önceden saptamak,
Stresi önleyici etkili bir yaşam stili geliştirmek,
Olumlu stres kaynaklarını algılamak,
Duygusal ve bedensel stres tepkilerini kontrol altına almak,
Gerektiği durumlarda stresi harekete geçirmek,
Stresin artmasına yapısal olarak engel olmak.
Uzun vadeli amaçlar
Yüksek düzeyde huzuru sağlamak,
Sağlıklı ve düzenli yaşamak,
Yaşamdan tat almaya çalışmak,
Yüksek seviyede verimlilik elde etmek,
Yetenekleri geliştirme imkânı hazırlamak ve sağlamak.
Dünya Sağlık Örgütü 1992 yılındaki raporunda “İş stresi dünya çapında epidemi haline geldi” söylemiyle durumun vahametini gözler önüne serdi. Ayrıca Birleşmiş Milletler (BM)’in 1992 yılı raporunda “20.yy ‘ın hastalığı” olarak nitelendirilen iş stresinin organizasyona ağır yükleri bulunmaktadır. Bunlar; çalışanların giderek, daha fazla strese bağlı yeti yitimi bildiriyor olmaları (yeti yitiminin 1/3′ü stresle ilintilendiriliyor), süreğen depresyonu olduğunu bildirenlerin sağlık giderlerinin diğerlerinden yüzde 70 daha fazla olması, iş yeri güvenliğinin giderek daha iyi duruma getirilmesine karşın, iş kazalarının gün geçtikçe artıyor olmasıdır. Bu artış, kümülatif travma, içerdeki havalandırma problemi ve iş stresi (yüzde 60–80) ile ilişkilendiriliyor. Yani iş stresi yaşayan çalışanın iş kazasına maruz kalma olasılığı oldukça yüksek. Bu bağlamda işletmelerin, hukuki birtakım yaptırımlar ile çalışanının ihtiyaçlarını (hastane v.s) karşılıyor olması işletmeye fazladan bir gider olarak yansıyor.
Aslında “stres yönetiminin asıl amacı stresten bütünü ile kaçmak değil, optimum stres düzeyini sağlayarak verimlilik, enerji, motivasyon ve performans artırıcı pozitif güç oluşturmaktır” (Büyükbeşe:2004). Bu bağlamda günümüz dünyasının içinde bulunduğu ekonomik bunalımda işletmelerin bu stres ve kriz dönemlerini kâra dönüştürücü eylemlere girişmeleri gerekmektedir. Bu ise başarılı kriz ve stres yönetiminden geçmektedir. Bunu başarmak için ise çalışanların çeşitli edinimlerle mutlu olmalarını sağlamak, işletmeye bağlılıklarını arttırmak adına zaman zaman görüşlerine başvurmak, özel günlerinde onları hatırlamak, başarılarını ödüllendirmek (terfi, tatil. prim v.s ) gerekmektedir. Cüceloğlu’nun da belirttiği gibi “Can kale alınmak, umursanmak ister”.
Açık sistemi benimseyerek yönetici- çalışan işbirliğini sağlayan, çalışanlarına güvence veren kurumların bugün küresel krize kapılarını kapatarak sağlam adımlarla geleceğe doğru ilerlediği görülmektedir. Aksi durumdaki işletmelerin ise vahim durumları gözler önündedir.
Zıtlıklarla problemlerden ve aykırılıklardan korkmayın onlar bizim var oluşumuzun temel taşlarıdır. Mücadele için vicdanımız ve aklımız yeterlidir. Önce kendinizin Sonra karşımızdaki insanın stresini çözün. Size sınırlı verilmiş olan ömrünüzün kıymetini bilin. Geçen zamanın tekrar geri gelmeyeceğini bilincinde olun ve gülümseyin. (K. Y. Yung)
Ümit Uzun
Kocaeli Üniversitesi, Kandıra Meslek Yüksekokulu, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü, birinci sınıf öğrencisi
Fortune Kampüs
KAYNAKÇA
Baydaş, Abdulvahap. Bakan, İsmail. Özyılmaz, Adnan. (2004). “Kriz ve Kriz Yönetimi”. Çağdaş Yönetim Yaklaşımları İlkeler, Kavramlar ve Yaklaşımlar. Editör: İsmail Bakan. İstanbul: Beta Basım Yayım Dağıtım.
Büyükbeşe, Tuba. (2004). “Stres ve Stres Yönetimi” Çağdaş Yönetim Yaklaşımları İlkeler, Kavramlar ve Yaklaşımlar. Editör: İsmail Bakan. İstanbul: Beta Basım Yayım Dağıtım.
Eren, Erol (2000).”Örgütsel Davranış ve Yönetim Psikolojisi ” İstanbul , 6. Baskı. Beta Basım Yayım Dağıtım.
Güney, Salih (2001). “Stres ve Stresle Başa Çıkma” Yönetim ve Organizasyon (Editör: Salih Güney). Ankara: Nobel Yayın Dağıtım
Karalı, T, Nuray. “İş Stresi ve Baş Etme Yolları “  http://psikiyatripsikoterapi.com/jobstress.ppt
Middlemist R.D, Management Evolution. http://www.biz.colostate.edu/faculty/dennismi.managementevolution.html
Yalman, Yalçın (2008).”Yönetimle İlgili Güncel Konular” Yönetim ve Organizasyon ( Editörler: Cem Ayden, Mehmet Örgev) İstanbul: Lisans Yayıncılık
Yılmaz. Nurgül.  http//www.sagmer.Hacettepe.edu.tr/ubsportal/dosyalar/stres.doc
Yasemin çiçeği stres giderici
Alman araştırmacı Hans Hut’un yasemin kokusunun sakinleştirici ilaç etkisi yaptığını, uyku ilacı yada gerginliği giderici ilaçlar yerine, yaseminin stresi gideren etkisinden yararlanılabileceği söylüyor.
Bilim insanları tarafından yapılan son bir araştırma, yasemin çiçeğinin kokusunun sakinleştirici özelliklere sahip olduğu ortaya çıktı.

Alman araştırmacı Hans Hut’un yasemin kokusunun sakinleştirici ilaç etkisi yaptığını, uyku ilacı yada gerginliği giderici ilaçlar yerine, yaseminin stresi gideren etkisinden yararlanılabileceği söylüyor.

Hut, Alman Düsselldorf Üniversitesinden araştırmacılarla yaptığı araştırmada, yasemin kokusunun içerdiği maddelerin uyku haplarının yarattığı sakinleştirici etkisini yarattığını keşfetti.

Alman Biolojika Chiemstri dergisinin web sitesinde yayınladıkları araştırmalarında, uyku hapı ve sakinleştirici ilaçların psikolojik tedavilerde yaygın şekilde kullanıldıklarını, uyku hapı ile sakinleştiriciler arasındaki tek farkın verilen doz olduğunu belirttiler.

Fareler üzerinde yapılan deneylerin, yaseminin sakinleştirici etkisini kanıtladığı belirten araştırmacı Hut, farelerin yasemini koklamaları ardından durgunlaştığının altını çizdi.

Hut, yatak odasında bir demet yasemin bulundurmanın zarar vermeyeceğini aksine çok faydalı olacağını söylüyor. 

Biraz stres kanseri yeniyor

Ohio Eyalet Üniversitesi bilim insanlarına göre, hafif stres yaratan bir çevrede yaşamak tümörlerin oluşumunu yavaşlattığı gibi var olan tümörleri bile yok edebiliyor bu sayede hastalık daha hafif seyrediyor.
Ekip çevrenin beyin üzerindeki etkisini fareler üzerinde incelemiş. Laboratuvarda beşli gruplar halinde tutulan farelere sınırsız su ve yem veren bilim insanları, hayvanların beyinlerinde herhangi değişim tespit etmediklerini söylüyorlar. Oysa fareler yirmilik gruplarda oyun imkanı bulunan daha heyecan verici ortamlarda tutulduklarında, beyindeki hücrelerin daha uzun yaşadığı ve hastalığın daha hafif geçtiği görülmüş.Matthew During bu etkiyi daha önceleri kanıtlamıştı. Bu sefer farelere insandan alınan cilt ve bağırsak tümörleri aşılamış.

Özendirici ve heyecan verici ortamda yaşayan farelerin yüzde sekseninde tümörler altı hafta sonra küçülmüş. Geriye kalan yüzde yirmisinde ise tamamen kaybolmuş. Moleküler mekanizma ise en az bu sonuç kadar ilginç. Hafif stres yaratan çevre, beyinde leptin hormonundan sorumlu bir geni ayarlamakta. Leptin hormonunun görevi iştahı bastırmak, ama anlaşıldığı üzere tümörlerin büyümesini de önlemekte. Söz konusu hormonun geni devre dışı bırakıldığında, hafif stres yaratan ortamda tutulan farelerin tümörleri de küçülmüyor. Araştırmacılar bu yüzden kansere karşı daha sosyal bir yaşam sürdürülmesini öneriyorlar. Sadece fiziksel etkinlik yeterli olmuyor. Nitekim tekerlek içinde koşan farelerde kansere karşı bir savunma gelişmemiş.

Görme Engellilerin Stres Sorunu


Malatya Tıp Fakültesi'nin görme engellilerin genel anlamda stresle baş etmede olumlu tarzları kullandıklarını ve streslerini yönetebildiklerini bildirdi.

 İnönü üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Kenan Temiz tarafından hazırlanan, "Görme Engellilerde Ruhsal Belirtilerin, Yaşam Doyumunun Ve Stresle Baş Etme Tarzlarının Araştırılması"nda ilginç sonuçlar çıktı.
Görme engelli bireylerde yaşam doyumu düzeyleri ile stresle baş etme tarzlarının belirlenmesi amacıyla yapılan araştırmanın, "Fiziksel ve ruhsal sağlık açısından görme engellilerin iyi düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bu konuda çelişkili sonuç bildiren birçok çalışma olmakla birlikte, bulgularımız özellikle ruhsal sağlık açısından engellilerle diğer insanların benzer olduğunu bildiren çalışmalarla örtüşmektedir. Bulgularımız görme duyusundan mahrum kalmanın bireyi daha şüpheci, hostil ve duyarlı kılıyor olabileceğini düşündürmektedir. Beklenenin aksine yaşam doyum düzeylerinin genel anlamda iyi düzeyde olması literatürle uyumludur. Görme engellilerin genel anlamda stresle baş etmede olumlu tarzları kullandıklarını ve streslerini yönetebildiklerini göstermektedir. Kronik ruhsal rahatsızlığı olmayanlarda stresle baş etme tarzı olarak kendine güvenli yaklaşım kullanımının daha fazla görülmesi literatürle örtüşmekte, görme engellilerin direnme gücü ve allostatik uyumu açısından bize önemli bir veri sunmaktadır. Hostilite puanları dışında görme engellilerin stresle baş etme tarzları ile psikiyatrik belirtileri arasında ilişki olmadığını ve birbirlerini etkilemediğini düşündürmektedir" denildi.

AKUT STRES BOZUKLUĞU VE POSTTRAVMATİK STRES BOZUKLUĞU




AKUT STRES BOZUKLUĞU (ASB)

Akut stres bozukluğunun başlıca özelliği,aşırı travmatik bir stres kaynağıyla karşılaştıktan sonra en az bir ay içinde anksiyetenin ve dissosiyatif ve diğer belirtilerin kendini göstermesiyle ortaya çıkar.

Uyuşukluk,dalgınlık,isteksizlik,yerinden kıpırdayamama,duygusal küntlük-tepkisizlik,çevrede olup bitenlere karşı farkındalık düzeyinde azalmalar görülür.düşüncelerini yoğunlaştırmada güçlük çekerler,bir işi bitirmede sıkıntıları vardır,dünyayı gerçekdışı gibi yada rüyada yaşar gibi yaşarlar,travmatik olayın ayrıntılarını hatırlamakta güçlük çekerler.

Travmatik olay sürekli yeniden yaşanır,yineleyen düşünceler, anımsamalar, rüyalar, illüzyonlar, olayı yeniden yaşıyormuş gibi duyumsamalar görülür.Travmatik olayı çağrıştıran durumlardan kaçınma eğilimleri vardır.Uykuya dalmada güçlük çekerler.
Akut stres bozukluğunda üzüntü,umutsuzluk semptomları yaşanır.bazen öyle hal alırki majör depresif epizod belirtileri gösterebilirler.

Travmatik olay anında yanlarında çevrelerinde yakınlarından birinin kaybı varsa aşırı suçluluk duyguları vardır.
DSM-4 TANI ÖLÇÜTLERİ

1.
kişinin tepkileri arasında aşırı korku,çaresizlik,dehşete düşme vardır.
2.
öznel uyuşukluk,dalgınlık,duygusal tepkisizlik vardır,
3.
travmanın önemli bir yanını anımsayamama vardır,
4.
çevrede olup bitenleri farkına varma düzeyinde azalma,
5.
olay tekrar tekrar yeniden yaşanır,görüntüler gözönüne gelir,
6.
bu bozukluk travmatik olaydan sonraki dört hafta içinde ortaya çıkar ve enaz iki gün enfazla dört hafta sürer.
7.
mesleki ve toplumsal olarak kişide gerilemeler yaratır,sosyal uyum sorunları yaşanır.
8.
kişi gerçek bir ölüm yada ölüm tehdidi,ağır bir yaralanma yada kendisinin yada başkalarının fizik bütünlüğüne bir tehdit olayını yaşamış,böyle bir olaya tanık olmuş yada böyle bir olayla karşı karşıya gelmiştir.

TEDAVİ

KORUMA BİRİNCİL İKİNCİL VE ÜÇÜNCÜL ŞEKLİNDE OLUR.BİRİNCİL KORUMA TRAVMANIN ÖNLENMESİ,İKİNCİL KORUMA OLAYIN HEMEN ERTESİNDEKİ ÖNLEMLER,ÜÇÜNCÜL ÖNLEMLER İSE PSİKOLOJİK DESTEK.
PSİKOLOJİK DESTEK BİR BÜTÜNDÜR.BUNLAR AİLE,PSİKYATRİ UZMANI VE PSİKOLOG ŞEKLİNDEDİR.

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU (TSSB)

Travma sonrası stres bozukluğu( TSSB),aşırı travmatik bir stresin ardından özgün bir takım belirtilerin gelişmesiyle seyreden bir bozukluktur.Kişinin olaya tepkileri aşırı korku,çaresizlik yada dehşete düşme şeklindedir.Kişide tarvmaya eşlik eden olay ve durumlardan sürekli kaçınma,genel tepki düzeyinde sürekli azalma ancak artmış uyarılmışlık belirtileri görülür.

Belirtilerin birarada en az bir aydır bulunması ve klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya yada toplumsal,mesleki alanlarda işlevselliğin bozulmasına neden olması gerekir.

Gerçek bir ölüm yada ölüm tehdidi,ağır bir yaralanma,kişinin aile yakınından birinin ölümü,yaralanması gibi durumlar travma sonrası stres bozukluğunun başlıca özelliğidir.Kişide travmatik olayı yeniden yaşama korkusu vardır.Travmaya eşlik etmiş uyaranlardan sürekli kaçınma ve genel tepki düzeylerinde sürekli azalma,artmış uyarılmışlığın sürekli bulunması gibi semptomlar vardır.

Doğrudan yaşanan travmatik olaylar arasında askeri çatışma,cinsel saldırı,fiziksel saldırı,yol kesme,kaçırılma,rehin alınma,terörist saldırısı,işkence,doğal yada insanların neden olduğu felaketler,ağır araba kazaları,hayatı tehdit eden bir hastalığın tanısın konması sayılabilir.

Travmatik olaylar çeşitli yollarla yeniden yaşanılabilir.Kişi sıklıkla elinde olmadan bu olayı sıklıkla anımsar.yaşadığı travmatik olaylarla ilgili rüyalar kabuslar görür.
Travmatik olayların bir yönünü andıran yada sembolize eden tetikleyici olaylarla karşılaşınca çoğu zaman yoğun bir psikolojik sıkıntı yada fizyolojik belirtiler ortaya çıkar.Örneğin asansörde tecavüze uğramış bir kadın için asansör dehşet verici korku verici bir uyarandır.

Travmaya eşlik eden uyaranlardan sürekli kaçınılır.Kişi sıklıkla travmaya neden olan durumlarla ilgili düşüncelerden,duygulardan yada konuşmalardan kaçınmak için özel bir çaba harcar.

Kişide duygusal küntlük oluşmuştur.Sevme,sevilme,dostluk,cinsellik gibi duygularda azalma vardır.Kişi hiç evlenemiyeceğinden,çocuk sahibi olamayacağından yakınır.Uykuya dalmada güçlük,kabuslar ve rüyalar görme,irkilme tepkisi gösterir.Düşüncelerinde odaklanma sorunu yaşadıklarını,bir işi bitirmekte zorluk çektiklerini belirtirler.

Travma sonrası stres bozukluğu( TSSB),aşırı travmatik bir stresin ardından özgün bir takım belirtilerin gelişmesiyle seyreden bir bozukluktur.Kişinin olaya tepkileri aşırı korku,çaresizlik yada dehşete düşme şeklindedir.Kişide tarvmaya eşlik eden olay ve durumlardan sürekli kaçınma,genel tepki düzeyinde sürekli azalma ancak artmış uyarılmışlık belirtileri görülür.

Belirtilerin birarada en az bir aydır bulunması ve klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya yada toplumsal,mesleki alanlarda işlevselliğin bozulmasına neden olması gerekir.

Gerçek bir ölüm yada ölüm tehdidi,ağır bir yaralanma,kişinin aile yakınından birinin ölümü,yaralanması gibi durumlar travma sonrası stres bozukluğunun başlıca özelliğidir.Kişide travmatik olayı yeniden yaşama korkusu vardır.Travmaya eşlik etmiş uyaranlardan sürekli kaçınma ve genel tepki düzeylerinde sürekli azalma,artmış uyarılmışlığın sürekli bulunması gibi semptomlar vardır.

Doğrudan yaşanan travmatik olaylar arasında askeri çatışma,cinsel saldırı,fiziksel saldırı,yol kesme,kaçırılma,rehin alınma,terörist saldırısı,işkence,doğal yada insanların neden olduğu felaketler,ağır araba kazaları,hayatı tehdit eden bir hastalığın tanısın konması sayılabilir.

Travmatik olaylar çeşitli yollarla yeniden yaşanılabilir.Kişi sıklıkla elinde olmadan bu olayı sıklıkla anımsar.yaşadığı travmatik olaylarla ilgili rüyalar kabuslar görür.
Travmatik olayların bir yönünü andıran yada sembolize eden tetikleyici olaylarla karşılaşınca çoğu zaman yoğun bir psikolojik sıkıntı yada fizyolojik belirtiler ortaya çıkar.Örneğin asansörde tecavüze uğramış bir kadın için asansör dehşet verici korku verici bir uyarandır.

Travmaya eşlik eden uyaranlardan sürekli kaçınılır.Kişi sıklıkla travmaya neden olan durumlarla ilgili düşüncelerden,duygulardan yada konuşmalardan kaçınmak için özel bir çaba harcar.

Kişide duygusal küntlük oluşmuştur.Sevme,sevilme,dostluk,cinsellik gibi duygularda azalma vardır.Kişi hiç evlenemiyeceğinden,çocuk sahibi olamayacağından yakınır.Uykuya dalmada güçlük,kabuslar ve rüyalar görme,irkilme tepkisi gösterir.Düşüncelerinde odaklanma sorunu yaşadıklarını,bir işi bitirmekte zorluk çektiklerini belirtirler.

DSM-4 TANI ÖLÇÜTLERİ

1. kişi gerçek bir ölüm yada ölüm tehdidi,ağır bir yaralanma yada kendisin yada bir başkasının fiziksel bütünlüğüne karşı bir tehdit olayını yaşamış,böyle bir olaya tanık olmuş yada böyle bir olayla karşı karşıya gelmiştir.
2. kişinin tepkileri arasında aşırı bir korku,dehşete kapılma ve çaresizlik vardır.
3. olayın elde olmadan tekrar tekrar anımsanan sıkıntı veren anılar;bunlar arasında düşlemler,düşünceler yada algılar vardır.
4. olayı sık sık sıkıntı veren bir şekilde rüyada görme.
5. travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran yada andıran iç yada dış olaylarla karşılaşma üzerine fizyolojik tepki verme,
6. travmanın önemli bir bölümünü anımsayamama,
7. öfke patlamaları,
8. uykuya dalmada uykuyu sürdürmede güçlük çekme,
9. insanlardan uzaklaşma,yabancılaştığı duyguları,
10. duygusal küntlük,
11. önemli etkinliklere katılımın ilginin azalması,
12. düşünceleri bir konu üzerinde yoğunlaştıramama,
13. aşırı irkilme tepkisi gösterme.

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞUNUN YAYGINLIĞI

Travma sonrası stres bozukluğunun yaşam boyu yaygınlığı %1 ile %14 arasında değişmektedir.ancak alınan örneklemler yaygınlığını artırmaktadır.örneğin doğu ve güneydoğuda askerlik yapmış bireylerde bu oran daha fazladır.

ÖRNEĞİN; GEÇMİŞ YILLARDA DİYARBAKIRDA BİR DERSHANEDE MEYDANA GELEN PATLAMA SONUCU BİR ÇOK ÖĞRENCİ ÖLMÜŞ,YARALI OLANLARDA TSBB TANISIYLA TEDAVİ ALTINA ALINMIŞLARDIR.

EŞLİK EDEN BOZUKLUKLAR

1. Panik bozukluğu,
2. agarofobi,
3. obsesif-kompulsif bozukluk,
4. sosyal fobi,
5. özgül fobi,
6. majör depresif bozukluk,
7. madde kullanımı

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞUNA EŞLİK EDEN RAHATSIZLIKLARDIR.

TEDAVİ

Bilişsel terapilerin yanısıra,ilaç tedavisininde travma sonrası stres bozukluğunda önemli tedavi edici unsurlardır.Sözkonusu tedaviler psikologlar ve psikyatri uzmanlarının eşgüdümlü çalışmasıyla tedavide yüksek başarı elde edilmiştir.

PSİKOLOG
ALİ GÜLNAR

Bebekler de stresli oluyor
Dr. Koray Karabekiroğlu Stres bebek üzerine doğrudan etkili olabileceği gibi, ebeveynleri etkileyen her hangi bir neden de dolaylı olarak çocuk için bir stres etmeni oluverir dedi.
Günümüzde artık neredeyse hepimizin yakından tanıdığı “stres” kelimesi, ruh sağlığını etkileyen çevresel etkenlerin yoğunluğu için kullanılan bir sözcüktür.
Stres dediğinde, erişkin yaşantısında ile akla gelenler maddi sorunlar, iş yükü, eş ile geçimsizlik, kültürel baskılar vs. olmaktadır. Yaş küçüldükçe özellikle ergenlerde akran ilişkileri, cinsel hayat önde giden stres kaynakları olur. Daha küçük yaşlarda ise okul ve aile ilişkileri kişinin en önemli iki yaşam alanıdır ve bu noktalarda yaşanan değişimler, zorluklar stres kaynağı olmaktadır.
Henüz dünyanın, kendinin çok da farkında olmayan bebekler için de stres söz konusudur. Bu yaşlarda stres çocuk üzerine doğrudan etkili olabileceği gibi (ör, fiziksel istismar), ebeveynleri etkileyen her hangi bir neden de dolaylı olarak çocuk için bir stres etmeni oluverir. Özellikle 3 yaşından önce, ebeveynlerle, özellikle de anne ile ilişkiyi etkileyen hemen her türlü değişim ve zorluk çocuk için de olumlu ya da olumsuz bir etki oluşturma potansiyeli taşır.
Bu yaşlar için (0-3 yaş) tanımlanmış, önemli stres faktörleri olarak aşağıdakiler sayılabilir:
1. Çevrede bir şiddet olayına tanık olma
2. Doğal afet
3. Ebeveynden ayrılma- iş nedeniyle
4. Ebeveynden ayrılma- diğer bir nedenle
5. Ebeveynin hastalığı- fiziksel
6. Ebeveynin hastalığı- psikiyatrik
7. Ebeveyn kaybı
8. Evin aniden kaybedilmesi
9. Evlat edinilme
10. Fiziksel hastalık
11. Fiziksel olarak aniden incinme/yaralanma
12. Hastane yatışı
13. İhmal
14. İstismar- cinsel
15. İstismar- duygusal
16. İstismar- fiziksel
17. Kaçırılma
18. Kardeş doğumu
19. Koruyucu ailede kalma
20. Önemli bir yakının kaybı
21. Önemli bir yakının travma geçirmesi
22. Taşınma
23. Yoksulluk
24. Yuvaya başlama vs.
Bu faktörler her çocuk için farklı etkiler yaratsa da, bazı çocuklar bu etkilere diğerlerine göre daha hassas olsa da, stres etkenlerinin varlığı ve şiddeti arttıkça, her çocuk/bebek kendi içinde etkilenebilir. Başka bir deyişle, stres etkenlerinin varlığında dahi nispeten olumlu bir davranış ve duygulanım görüntüsü içinde olan bir bebek, stres etkenleri ortadan kalktığında, ya da hafiflediğinde, daha önce göstermediği ölçüde, daha iyi bir görüntü sergileyebilir. Öte yandan, psikososyal gelişimi tamamen normal olan bir bebek, tek bir stres etkeni ile ciddi ruhsal sıkıntı içine girebilir.
Stres etkenlerinin çocuğu etkileme şiddeti, o etkenin süresi, şiddeti, anlamı, telafi mekanizmaları, çocuğun bilişsel kapasitesi, gelişim düzeyi vs. gibi faktörler tarafından şekillenir.
Önemli bir nokta da, çocuk/bebek herhangi bir sorun ortaya koymuyor diyerek, olası stres faktörlerinin görmezden gelinmemesi gerekir. Ancak, belirli şiddetteki stres hayatın her aşamasında var olmaya devam edecek, zaman zaman itici güç olacaktır. Önemli olan, bu olasılıkların farkında olmak, gerekli önlemleri almak ve stresle baş etme yöntemlerini ve becerilerini geliştirmektir.